Özlediğimiz değerler!

0
28

Yıl 1934…

O dönemde Milli Eğitim Bakanlığı Ulus’ta…

Bakan, Zeynel Abidin Özmen…

Bakan, makamında çalışırken kapı çalar…

Atatürk’ün yaverlerinden biri, yanında iki çocukla makama girer…

Yaver, Bakan Abidin Özmen’e bir zarf uzatır…

Bakan, mektubu dikkatle okur…

“Bay Abidin Özmen, Milli Eğitim Bakanı…

Size iki fakir ve kimsesiz çocuk gönderiyorum. Bu çocukları, uygun göreceğiniz, parasız yatılı olarak bir liseye kaydını yaptırınız…”

Bu, Atatürk’ün emri…

Kesinlikle yerine getirilecek!

Bakan Özmen, ortaöğretim genel müdürünü çağırır…

Bu iki çocuğun evrakını alınız ve bu çocukları Haydarpaşa Lisesi’ne paralı yatılı olarak kaydını yaptırıp, her ikisi için de üçer yıllık paralı yatılı makbuzlarının ‘veli ve ödeyen hanesine Atatürk’ün adını yazdırarak’ bana getiriniz” der…

Bakanın emri yerine getirilir…

Abidin Özmen, kısa bir mektup yazarak, Atatürk’e yollar…

Mektubun içeriği aynen şöyledir…

“Muhterem Atatürk…

Göndermiş olduğunuz iki çocuk hakkında emirlerinizi aldım, ancak arkasında Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu ve Cumhurbaşkanı Atatürk gibi birisi bulunduğu için; bu iki çocuğu fakir ve kimsesiz olarak kabul etmeme, hem yasalarımız, hem de mantığımız izin vermedi. Bu nedenle her iki çocuğun da, emirleriniz gereği, Haydarpaşa Lisesi’ne ‘paralı yatılı’ olarak kayıtlarını yaptırdım. Çocukların üçer yıllık okul taksitlerine ait makbuzları, ekte takdim ettim…”

Atatürk, Başbakan İsmet İnönü’ye telefon eder…

“Bak, senin Milli Eğitim Bakanın bana ne yaptı!” der…

Olayı özetleyip anlatır…

İnönü, bakan adına özür diler!

Atatürk…

“Yok, özür dileme. Çok memnun oldum. Keşke her devlet adamı bu medeni cesarete sahip olabilse ve gösterebilse” der…

***

Yıl 1927…

Kastamonu…

Cumhuriyet Bayramı balosu…

Vali, biraz gecikerek salona giriyor…

Herkes ayakta, ancak genç bir öğretmen valinin geldiğini geç fark ederek en son ayağa kalkar…

Vali bu olayı görür…

Balo bittiğinde milli eğitim müdürünü yanına çağırır…

Müdür, öğretmenin iyi niyetli olduğunu söylese de…

Vali olayın peşini bırakmaz…

Olay Ankara’ya yansır…

Bakanlık, valinin fazla alınganlık gösterdiği kanısına varır…

Bu durum görüşülürken…

Atatürk bakanlıktadır…

Yetkililer kendi aralarında tartışırken…

Atatürk “neler oluyor?” diye sorar…

Olay anlatılır…

Atatürk’ün verdiği yanıt şöyledir…

“Valiyi hemen görevden alın. Yapılacak bu kadar işimiz varken, genç bir öğretmenle uğraşan valiyle bir yere gelinmez!”

***

27 Ekim 1922…

Atatürk, İzmir’in kurtuluşundan hemen sonra Bursa’ya gelir…

Öğretmenlere bir konuşma yapar…

“Hanımlar, beyler! İstanbul’dan geliyorsunuz, hoş geldiniz. Yüce heyetiniz karşısında duyduğum zevk sonsuzdur. Kalplerinizdeki duyguları, beyinlerinizdeki fikirleri doğrudan doğruya gözlerinizde ve alınlarınızda okumak benim için olağanüstü mutluluk sebebidir. Bu dakika önünüzde duyduğum en içten duyguyu izninizle söyleyeyim: İsterdim ki çocuk olayım ve sizin ışık saçan öğretim çevrenizde bulunayım. Sizden bilgileneyim, siz beni yetiştiresiniz. O zaman milletim için daha yararlı olurdum, fakat ne yazık ki gerçekleşmesi mümkün olmayan bir arzu karşısında bulunuyorum. Bunun yerine başka bir istekte bulunacağım, bugünün çocuklarını yetiştiriniz. Onları memlekete, millete yararlı fertler yapınız. Bunu sizden istiyor ve rica ediyorum.”

Yorum Yapmak İster misin?

Please enter your comment!
Please enter your name here