Orkun Olgar: Ölmekten değil, yaşamıyor olmaktan kork!

0
27

“Öncelikle kendimi tanıtmam gerekirse; ben uzun zamandır iş hayatındayım. SPX mağazalarının genel müdürü ve kurucu ortaklarından biriyim ama kendimi öncelikle ‘sporcu’ olarak tanımlıyorum. Babadan öyle gördük. Öğrenciden önce, iş adamından önce sporcusun. Ruhumuz da öyle… Bu zamana kadar yaptığımız her şeyi başarı odaklı yaptık. Çünkü sporculukta o da var; kazanmak da kaybetmek de… Genellikle dışarıda vakit geçirmeyi seven bir insanım. Bu zamana kadar hep böyleydim. Mesela ben lisanslı milli tenisciyim. Deli bir tempo ve deli bir çalışma disiplinim var. Tenis, tamamen motivasyon ve maddi şeylere dayanmayan, tamamen kendinizle mücadele ettiğiniz bir yer aslında. Dışardan baktığınız zaman da benim ve kardeşimin hayat hikayesi tamamen bundan ibaret. Benim sporla tanışmam da aslında babam sayesinde oldu çünkü babam eski ordu milli voleybolcu ve çılgın sporcu bir adam. Bizim bütün bu spor geçmişimiz ve merakımız da babama dayanıyor. Babam, 1984 yılında Murat 131 ile İstanbul sokaklarında arabanın tepesinde sörf tahtasıyla sörf yapmak için yer arayan bir adamdı. Bugün öyle bir şey geçse bile şaşırırsınız çünkü zamanın çok ötesindeydi. Yüzmeye başladığım zamanı hatırlamıyorum bile… Ben 2,5 yaşındayken beni yüzdürmüş. İlk kayak yaptığım zamanı hatırlamıyorum. Nasıl kayak yaptığımı ve nasıl slalom yaptığımı hatırlamıyorum. Bunların hepsi yürüme gibi kayıtlıydı beynimde. Benim tenise başlamam da gene babam sayesinde gerçekleşti. Tenise 10 yaşındayken başladım ve babam gerçekten tenis hastası bir adamdı.”

“AKADEMİK ZEKA ANNEMDEN, SPOR TARAFI İSE BABAMDAN”

 “Annem, babamla evlendikten sonra sportif ve maceracı tarafa geçiyor. Annem çok iyi ayak uyduran bir kadın. Annemin de iş zekası inanılmazdır. Ben Alman liseliyim, kardeşim de Robert’li ve bizim bu spor harici olan ilgimiz merakımızın hepsi anneden, gerisi babadan kaynaklı. Benim 10 yaşından 23 yaşına kadar tenis kariyerim vardı ve milli takıma seçildiğim dönem de her sabah babam benimle birlikte sabah 05.00’te kalkıp 7 km. koşuyordu. Benim sporcu olmama gibi bir durumum yoktu çünkü başka şansım yoktu. Tam bir proje adamı oldum.”

 “ANA SPORUM TENİS VE KAYAK”

“Benim ana sporum aslında tenis ve kayak ama onun dışında doğada yapılan her şey –yürüme, koşma, crossfit, gym- kaçınılmazdır çünkü bu sporları yaparken vücudun dayanıklı ve esnek olması gerekiyor. Mutlaka antrenmanlı olmalısınız yoksa sakatlanırsınız. Baktığınız zaman bugün bir tenisçi; koşmak, ip atlamak, bacak ve kol çalışmak zorunda. Bu 360 derece bir pakettir.”

 “İÇİNDE RİSK OLAN SPORLARI EXTREME SPOR OLARAK ADLANDIRIYORUM”

 “Şimdi şöyle diyebilirim ki adrenalin sporları ve extreme sporları birbirinden çok farklı. Bunlar gittikçe uçlaşıyor ve yeni yeni şeyler çıkıyor ama ben şöyle tanımlıyorum; İçinde düşme olan ve dolayısıyla riskli olan sporlara ben extreme sporlar diyorum. Mesela dalga sörfü neden bir extreme spor olarak geçiyor? Çünkü içinde dalgaya yakalandığın zaman ölebilirsin, sakat kalabilirsin. Her yıl ölen bir sürü dalga sörfçüsü var. Aslında baktığınız zaman adam sörfün üstünde duruyor ve çok dostane duruyor. Ne kadar extreme olabilir ki diyorsunuz… Ama o dalgaya yakalandığınız zaman seni alıyor ve bırakmıyor. Yani kısacası risk varsa, ‘Extreme sporlar’ diyoruz. Basketbol ve futbol da riskli sporlar olarak adlandırılıyor ama aynı şey değil. En fazla kendi rakibinle çarpışabilirsin.”

 “KÜÇÜKLÜĞÜMDEN BERİ RİSK ALIYORUM”

 “7-8 yaşlarında kayak kaydığımı hatırlıyorum. O dönemden beri risk alıyorum. Hayatımda yaşadığım en adrenalinli ve en uca geldiğim an, yani ölümle burun buruna kaldığım an ise Denver Üniversitesi’ne okumaya gittiğim zaman 21 yaşında yaşamıştım. Günü birlik Aspen’e gitmiştik ve orada akşam 16.00’yı yani herkesin dağılmasını ve pistlerin kapanmasını beklemiştik. Kardeşimle birlikte en zirveye çıktık ve aşağıda 5-6 km’lik bir mesafe vardı. Orada görev yapan herkes gitmişti ve bir kaza olsa bizi oradan kurtaracak kimse yoktu. Biz, hız denemesi yapmaya gitmiştik ve o tepeden aşağıya kendimizi bıraktık. Daha önce kaymadığım bir pist olduğu için de nasıl bir yol var bilmiyorum. Bu bahsettiğim hatıra ise 1995 veya 1996 yılları arasında gerçekleşiyor ve o dönemlerde kask takılmıyordu. Ben kayaklarla viraja girerken kendimi motosiklet gibi sağa yatırınca ayaklarım havalandı ve kendimi boşlukta buldum. Kafamı yere çarptıktan sonra yaklaşık 300 metre kadar sürüklendim. Orada ölebilirdim ve oradan kurtulmam tamamen bir mucize diye düşünüyorum. Suratım buz çizikleriyle dolu, boynum da komple morarmıştı. Tamamen delikanlılığın verdiği cahillikle dolu bir hikayemdir.”

“EVDE OTURMA, KAFEDE OTURMA, YAZIN DA PLAJDA YATMA!”

 “Ben öncelikle bir macera ve doğa tutkunuyum. Benim ana felsefem şu; ‘Evde oturma, kafede oturma, yazın da plajda yatma. Kaldır vücudunu!’ Evden dışarı kendinizi attığınızda elbet yapacak bir şey bulursunuz. Ben buna inanıyorum. Ben, macera ruhumu adrenaline bağlıyorum. Kısacası seviyorum. Mesela geçen üç gün önce bir fırtına çıktı ve ben o gün motoruma binip Karadeniz sahiline gittim. Hava 5 derece, 40km/h ile rüzgâr esiyor ve bütün vapur seferleri durduruldu. Gittim sahile ama sahil uçuyor resmen. Motorla kumlara kadar girdim bu sefer motor kuma saplandı ama bir şekilde onu oradan çıkarmayı başardım. Kafamda kask, üzerimde montum ve ekipmanlarımla birlikte bir kayanın ucuna çıktım ama nasıl rüzgâr esiyor anlatamam. Dalgalar kayaya vuruyor ve ben o kayanın ucunda yarım saat durdum. O an bana o kadar iyi geldi ki anlatamam… Bu arada, bunu benim 150. yapışım herhalde. Genelde bu tip yerlere motorla giderim. Arabayı sevmiyorum çünkü araba daha kapalı ve orada bir meydan okuma göremiyorum. Bu, günlük hayatımda yakaladığım küçük şeylerden biri. Fırsatım olduğu zaman yapıyorum.”

 “HER MEVSİMİ AYRI SEVİYORUM”

 “Mesela ben; ormanı kar yağdığında ayrı, sonbaharda yaprakları dökülürken ayrı, ilkbaharda ise dallarının çiçek açtığı zaman da ayrı ayrı seviyorum. Mesela tek başıma motor ile birlikte Karadeniz sahillerine gidiyorum ve sadece bu anları görmeye gidiyorum. Benim için inanılmaz güzel bir duygu. Sabah çıkıyorum, köy yollarından gidiyorum ve bir bakıyorum ki keçiler, koyunlar yavrulamış önüme çıkıyorlar yollarda… Bunları seyretmek bana inanılmaz pozitif enerji veriyor.”

 “KIZIM 2 YAŞINDA YÜZMEYE BAŞLADI”

 “Benim ve kardeşimin spordan kaçamadığı gibi onun da pek kaçışı olmuyor. Pek seçim hakkı yokken, benim sırt çantamda henüz 1 yaşındayken kayak kaydı. Ağzında emzik, bacakları çantanın altından çıkıyordu ve sırtımda benimle beraber kaydı. 2 yaşındayken ona yüzmeyi öğrettim. 3,5 yaşında hala ağzında emziği varken onu Fransa’da kayak okuluna verdim. Tenis oynadı kendi isteğiyle ama ben tenisçi olsun istemedim çünkü kendim de zorluklarını gördüğüm için o da o tür sıkıntıları çeksin istemedim. Şu anda Eczacıbaşı’nda altyapıda ve 11 yaşında. İnşallah ileride iyi bir tenisçi olacak. Ben bazı şeylerin küçükken öğrenilmesinin daha iyi olduğunu düşünüyorum çünkü küçükken öğrenilen her şey, beyine bir kod misali yazılıyor. Tıpkı babamın da bana yaptığı gibi…”

 “HAYATIN KENDİSİ BİR MACERA”

 “Baktığınız zaman illa işin ucunda bir ölüm olması gerekmiyor. Gidilmeyecek bir yere yürüyerek gittiğiniz zaman bile bu bir macera olur. Macerasever’de ise izleyiciler şunu görecek; pek görmeye alışık olmadığınız şeyleri göreceksiniz, daha önce yapılmamış ve denenmemiş sıra dışı şeyler olacak. Bazen bir bakacaksınız hiç medeniyetin olmadığı ve hiçbir yolun olmadığı yerlerden bizleri geçerken göreceksiniz. Dediğim gibi ya hiç yapılmamış ya da bugüne kadar kimsenin yapmaya cesaret edemediği şeyleri yaparken göreceksiniz.”

 “TÜRKİYE CENNET GİBİ BİR ÜLKE”

 “Aslında şöyle bir şey de diyebiliriz; Türkiye cennet gibi bir ülke ve bu tartışmaya kapalı bir konu. Bazı şeyler başka bir perspektiften bakılabilir ama Türkiye’nin her anlamda cennet bir ülke olduğu tartışmaya açık bir konu olamaz. Şöyle ki; her türlü spor konusunda -extreme sporlar dahil- Türkiye bir cennet! Çünkü Türkiye’nin sahip olamadığı hiçbir mevsim veya alan yok. Dolayısıyla Türkiye’de, Avusturya standartlarında kış sporu yapabilirsin, Kaliforniya seviyelerinde deniz sporları yapabilirsin, doğa/çadır ve outdoor dediğimiz olayların hepsini yapabilirsin ve takım sporları gibi birtakım sporların hepsini yapabilirsin. Bundan dolayı, Türkiye’de sınırsız bir imkân ve olanak var.

 “YETERLİ MOTİVASYONUMUZ YOK”

 “Ben aslında bu yola bir YouTube kanalı ile çıktım. Onla başlama sebebim aslında insanları bilgilendirmekti. Sonra baktım ki insanlar bilgileniyor ama insanımızda çok ciddi bir motivasyon kaybı var. İnsanların hayatları oturmakla geçiyor. Evde oturuyorlar, çıkıyorlar bir kafeye oturuyorlar, oradan çıkıp başka bir restorana oturuyorlar sonra eve gelip tekrar oturuyorlar. Sonra, hafta içi gelip iş yerinde oturuyorlar, evlerine geldiklerinde gene oturuyorlar. Fark ettiyseniz hepsinin sonu oturmakla bitiyor. Bu dediklerim entelektüel çıtası yüksek kesim için de geçerli. Bir kitle var hakikaten bu konuları bilmeyen bir kitle ve onlara daha az kızabiliyorum kendimce ama bir de bilen, bunun farkında olan ve yapmayan bir kitle var. Kendimce kızıyorum ama bu sinirle olan bir kızma değil, üzülüyorum. Çünkü diyorum ki; ‘Ya arkadaşım, evinden çıkıp en azından 20 dakika yürümenin parayla pulla ne alakası var?’ Benim kendimce sloganım da ‘Dışarı çık!’. Türkiye’de spor yapan kitle çok az. 80 milyonun içerisinde 8 milyon spor yapan insan maalesef yok.”

 “ERCİYES’İN KAYAK PİSTİ FAVORİM”

“Türkiye’deki kayak merkezlerinden bahsedersek eğer, benim favorim; Erciyes. Gerçekten benim için bir numara. Son yatırımlardan sonra Avrupa’dan hiçbir farkı kalmadı ve insanların keyif alabileceği bir tesise dönüştü. Karların kalitesi ve pistlerin kalitesi gerçekten çok iyi.”

Yorum Yapmak İster misin?

Please enter your comment!
Please enter your name here